| | Üretsiz Blog oluştur

Çocuk ve Korku..

adsız 

Çocuk yaşta ortaya çıkan korkuları düşündüğümüz zaman, genellikle hepimizin kafasında başka şeyler oluşur. İlk aklımıza gelenler arasında okul korkusu, karanlık korkusu, yalnız kalma korkusu, anneden ayrılma korkusu, yabancı korkusu bulunur. Bu listeyi tabii ki daha da uzatmak mümkündür.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, korku normal gelişimin bir parçasıdır ve kişinin kendini tehlikelerden sakınmasını sağlar. Korku, bebeklikten ergenlik dönemine kadar, sıkça rastlanan bir durumdur, öyle ki araştırmalar, çocukların yüzde  90’ında gelişimlerinin bir döneminde herhangi bir şeyden korktuklarını göstermektedir. Bu nedenle çocuklardan kayıtsız, şartsız korkusuz olmalarını beklemek çok gerçekçi olmaz.

Fobiler: Öncelikle korku ve fobileri ayırmakta yarar vardır. Bir korkunun fobi olarak adlandırılabilmesi için şu ölçütlere uyması gerekir:
· Çocuğun yaşadığı korkunun, durumun verileriyle orantısız şekilde büyük olması, örneğin parkta bir kez bir çocuğun salıncaktan düştüğünü gördüğü için hiç salıncağa binememek gibi.
· Çocuğun açıklamalarla ikna olmaması
· Çocuğun isteminin dışında aşırı derecede korkması
· Korkulan durumdan bilinçli olarak sakınması
Fobi uzunca bir süre devam eder ve herhangi bir yaş dönemine özgü değildir.  Fobilerin bazılarında, bu duruma neden olan bir olay saptanabilirken, bir çoğunda böyle bir olayı saptamak mümkün değildir.

Korkular: Bazı korkular, belli yaş dönemleri için normal sayılır. Örneğin, bebeklik döneminde yüksek sesten ve fiziksel desteğin aniden yitirilmesinden korkulması doğaldır. Bebeğin yaklaşık 8. ayda geliştirdiği ve bir – bir buçuk yıl kadar sürebilen yabancı korkusu da normal kabul edilir. Çocuğun beş yaş civarında geliştirdiği; örneğin, cadı, canavar gibi birtakım hayali figürlerden korkması da ruhsal gelişimi için beklenebilir bir durumdur. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bazı korkuların belli yaş dönemlerinde ortaya çıkabilecekleri, ancak bu korkuların bir süre sonra ortadan kaybolmalarının da gerekli olduğudur. Örneğin, 6 yaşındaki bir çocuk hala yabancılardan korkuyorsa, bu üstünde durulması gereken bir durumdur.

Korku tepkisi nasıl gelişir?
Bebeğin anneye bağlanmasının en önemli nedenlerinden birisi, annenin bebekteki korkuyu azaltma kapasitesidir. Bebeklik ve erken çocukluk döneminde, yeni bir durumla karşı karşıya kalındığı zaman, çocuğun göstereceği tepkide annenin tepkisi çok belirleyicidir. Çocuk, örneğin ilk kez bisiklete binmeyi öğrenecekken annenin yüzündeki ifadeyi ve davranışlarını inceler.  Eğer anne, çocuğa destek veriyorsa ve onun gittikçe kendine güven kazanmasını ve bağımsız olmasını sağlıyorsa, çocuk bisiklete binmeyi zevkli bir durum olarak algılayacak ve bütün dikkatini bu etkinliğe yöneltecektir. Öte yandan, anne ya da çocukla ilgilenen diğer bir kişi, çocuk bu öğrenme sürecini yaşarken sürekli endişeli bir yüz ifadesiyle onu izler ve uyarılarda bulunursa veya onu azarlarsa, çocuk dikkatini vermesi gereken etkinlikten ziyade, hayatında kendisi için çok önemli olan kişiyle ilgilenecek ve o durumla bağlantılı olarak ortaya çıkan endişesi giderek yükselecektir. Bu da çocuğun o durumdan kaçınmasına ve bir daha karşılaşmak istememesine neden olacaktır. Bu kaçınma davranışına biz “korku” diyoruz.

Korku bir kaçınma davranışı olarak ortaya çıkabileceği gibi, bir şartlanma olarak da ortaya çıkabilir. Bebeklik döneminde yüksek sesten korkmanın normal olduğundan bahsetmiştik. Bu dönemde, bebek tam banyosunu yaparken, dışarda çok büyük bir gürültü meydana geldiğini varsayalım. Bu talihsiz durum, bebeğin bir su veya banyo fobisi geliştirmesine neden olabilir.

Kaçınma ve şartlanmanın yanısıra, korkuya neden olan bir diğer faktör de endişelerdir. Endişenin yarattığı korkuya en çok karanlıkta ve uykuya dalarken yalnız kalındığında rastlanır. Çocuk, yaklaşık 3 yaşından itibaren toplumun kurallarıyla annesi ve babası aracılığıyla daha çok tanışmaya başlar. Artık istediğini yapmada eskisi kadar özgür değildir. Bunun sonucunda, çocuk kendini bu sıkıntılı duruma sokan anne ve babasına karşı bir öfke duymaya başlar, ancak bu duygusunu onlara yansıtmaya çekinir. Yine de böyle bir duyguya sahip olduğu için suçluluk  hisseder. Ona rahatsızlık veren bu durumla başedebilmek için, anne ve babasını ya da genel olarak toplumu ve kuralları temsil eden birtakım korkutucu figürler bularak, korku ve suçluluk duygularını onlara yansıtır; bunlar bir cadı, hayalet ya da ejderha olabilir. Uykuya dalmadan önce çocuk bilinçle bilinçdışı arasındadır. İçinde biriktirdiği öfkelerin farkına varır, bunları bastıracak gücü kendinde bulmakta zorlanır. O zaman da, aslında bu duyguların yaşanmasına neden olan, ama aynı zamanda da ona destek olan ve güven veren annesini ya da babasını yanında ister. Onlar yanında olduğu zaman onların varlığından ve sevgisinden emin olur ve uykuya dalabilir. Karanlıkta, çocuğun kendini yine kontrolünü kaybetmiş olarak hissettiği bir andır ve endişe vericidir. Bu endişeyle başetmek için de yine bir dış desteğe ihtiyaç duyabilir.

Korkunun bir diğer kaynağı da, çocuğun başkalarını korktukları durumlar içinde izlemesidir, yani korkuyu görerek öğrenmesidir. Örneğin, çocuk annesini uçağın içinde bembeyaz olmuş bir yüzle görür ve annenin panik içinde olduğunu anlarsa, o da uçaktan korkmaya başlayabilir.

Ayrılma korkusunda, korkunun nedeni genillikle çocuk değil, annedir. Anne, çocuğun kendisinden ayrılıp, örneğin okula başlamasını istemez ve bunu çok dolaylı ve ince mesajlarla çocuğa aktarır. Anne, çocuğa o okula başladığında kendisinin bütün gün onu bekleyeceğini, bunu yaparken onu çok özleyeceğini, birlikte ne kadar güzel zaman geçirdiklerini anlatmaya başladığında ve bunu uzunca bir zaman sürdürdüğünde, çocuk okula başlamayı adeta annesine ihanet etmekle eşanlamlı tutmaya başlar ve okula gitmek istemeyebilir. Bu da okul fobisi veya ayrılma endişesi olarak tanımlanabilir.

Sonuç olarak çocukluk döneminde çok çeşitli nedenlerden kaynaklanabilen, çok çeşitli tiplerde korkular olabileceğini gördük. Çocukta korkuyla başederken, korkunun bir yaş döneminin özelliği mi olduğu, korkuya neden olan belli bir olayın olup olmadığı iyice araştırılmalıdır. Anne ve babalar, çocukla kurdukları ilişkiyi gözden geçirmeliler, çocukla birlikte bu konuyu ele almalılardır. Bütün bunlara rağmen çocuğun korkusunda bir azalma olmuyorsa, bu konuyla ilgili profesyonel bir yardım aramakta yarar vardır.

Çocuğunuzun günLüğünü okumayın..

Bazı ebeveynler çocuklarını tanımak, onların dünyalarını anlamak için günlüklerini okumaya çalışırlar.

Yaşadıkları olayları, hislerini ve görüşlerini yazmak kendini ifade etmenin sağlıklı bir yoludur. Günlük tutan çocuklar fikirlerini gözden geçirerek yeniden değerlendirme olanağı bulurlar. Çocuk ve gençler yalnız kalmaya ihtiyaç duyabilirler. Yazı yazmak onlara tek başına kalma, kendilerine özel zaman ayırma imkanı sağlar. Yazıların yanı sıra resimler, fotoğraflar, şiirlerle süslenen kişisel bir dünya yaratırlar.

Günlük tutma çocuklarda aidiyet duygusunun gelişmesine de yol açar. Yetişkinler “Yazdıklarını benimle paylaşmak ister misin ?” gibi bir yaklaşımla çocuğun kişisel dünyasını yakından tanımak için çaba gösterebilirler. Ancak anne-baba çocuk hakkında bilgi toplamak amacıyla izinsiz olarak bu dünyaya girmek istediklerinde tepkilerle karşılaşırlar.


Ebeveynler çocukların hayatlarında en çok sevdikleri, güvendikleri kişilerdir. Yetişkinlerin bilgi toplamaya yönelik çabaları çocukları olumsuz olarak etkiler. Bu durumda çocuklar, sevdiği bir insan tarafından çantası, cep telefonu, ajandası karıştırılan bir yetişkinin yaşadığı duyguları hissederler.


Anne-babanın gizlice günlük okuması çocukta hayal kırıklığı, öfke, güvensizlik gibi duyguların ortaya çıkmasına neden olur. Kendi kendine yarattığı dünyasının, özel ve mahrem alanının ele geçirildiği duygusuna kapılır.


Çocukların yetişkinler gibi başkalarıyla paylaşmak istemedikleri duygu ve görüşleri olabilir. Ancak sağlıklı bir ailede sırlara yer yoktur. Anne-baba ailevi sorunları, örneğin taşınma, iş değişikleri, ekonomik sıkıntılar, ayrılık, ölümler gibi olayları çocuğun anlayabileceği açık ve yalın ifadeyle açıklamalıdır.

Ancak yetişkinlerin özel hayatlarına ilişkin ayrıntıları çocuklarına anlatmaları, onları dertlerine ortak etmeye çalışmaları uygun değildir. Zira çocukların duygusal olgunluklarını aşan sorunlarla başa çıkmaları mümkün değildir.


Anne-babanın çocuğun tuttuğu günlüğü gizlice okuyarak bilgi toplamaya çalışması iletişim bağının yeterince güçlü olmamasından kaynaklanır. Çocuğa yakın olmak, onu tanımak bebeklikten erişkinliğe uzanan, devamlılık göstermesi gereken bir süreçtir. Emek, paylaşım, sevgi, saygı, hoşgörü, sorumluluk gibi değerleri içerir.



Çocuğunuzla sağlıklı ve güçlü iletişim kurmak için neler yapabilirsiniz ?


Ev içinde çoğu kez birbirimize odanın öbür ucundan sesleniriz. Ödevlerini yapmadıkları için çocuklarımıza bağırır, bizi dinlemedikleri için kızarız. Öncelikle çocuğunuzla konuşurken birbirinizin gözünün içine bakarak dinlemeye özen gösterin.



Çocuklar anne-babalarının hayat öykülerini dinlemeyi çok severler. Onlara unutamadığınız okul anılarınızdan, çocukken nelerden korktuğunuzdan söz edebilirsiniz. Ergenlik çağındaki gence ise çocukluk aşkınızı anlatabilir, ilk kez ne zaman makyaj yaptığınızı, topuklu ayakkabı ya da smokin giydiğinizi söyleyebilirsiniz.



Çocuğunuza her gün “Günün nasıl geçti ?”,” Bu gün okulda neler yaptın ?” gibi yanıtsız kalan aynı soruları sormaktan bıkmadınız mı ? Öyleyse bu gün ona her zamanki soruları sormak yerine başınızdan geçen alışılmadık, ilginç bir olayı anlatabilirsiniz. Konuşmaya katılıp, sorular sorması için ona fırsat tanıyın.



Bizi sıkan bir olayın olduğu günlerde duygularımızı dışa vurmak sağlıklı bir tepkidir. Birisiyle konuşmak mümkün değilse , canınızı sıkan olay ve duygularınızı yazıya dökebilirsiniz. Ortası delinmiş, etrafı süslenmiş bir ayakkabı kutusunu bu tür şikayetlerin yazılıp, içine atıldığı nesne olarak kullanabilirsiniz. Akşam tüm aile bireyleri bir araya geldiğinde kutu içindeki notları birlikte okuyabilirsiniz.


Çocuğunuza o gün iyi yaptığı bir şeyin farkında olduğunuzu belirten bir sevgi notu yazıp, okuması için kahvaltı masasının üzerine ya da beslenme çantasının içine bırakın.



Çocuğunuza onun hakkında söyleyebileceğiniz tüm olumlu ifadeleri içeren bir teyp bandı verebilirsiniz ; “Sen çok özel birisin çünkü….” ,” ….. yapmanı çok takdir ediyorum”, “Seninle gurur duyuyorum” gibi sözler ruh halini etkiler.



Aile toplantısı düzenleyin. Çocuğunuz ailenin bir üyesi olduğunu düşünür, görüşlerinin ciddiye alındığını anlar, karar alma aşamasında yer aldığı için kendisini ekibin önemli bir üyesi olarak görür.



Bir aile meclisini ailenizin kurallarıyla ilgili tartışmaya, kurallar konusunda görüş birliğine varmaya ayırın. Aile kuralları akşam saat sekizde yemek yenir, herkes birlikte yemek yer, yemek yerken televizyon seyredilmez gibi aile içindeki işleyişin nasıl olması gerektiğini gösteren belirlemelerdir. Kural listesini herkesin görebileceği bir yere asın.



Çocuğunuzun yakın çevresi ve arkadaşlarını tanımanın en kolay yolu onları evinize davet etmektir. Diğer anne-babalarla tanışarak, birlikte zaman geçirerek aile yapıları hakkında bilgi edinebilirsiniz. Hep birlikte gezi, tatil planları yaparak çocuğunuzun arkadaşlarıyla birlikte güven içinde zaman geçirmesini sağlayabilirsiniz.



Çocuğunuzun devam ettiği okulun yönetici ve öğretmenleriyle tanışmak, onlarla düzenli olarak görüşmeler yapmak size onun akademik ve sosyal gelişimi hakkında zaman kaybetmeden bilgi sahibi olma olanağı sağlar. Okul- Aile Birliği gibi birimlerde etkin olarak yer almak anne-babalara okul ortamını yakından izlemek, yönetime ilişkin bazı konularda katılımcı olma fırsatı sağlar.

ÇocukLara öLümü anLatmak..

Çocukların ölüm olayına gösterdikleri tepkiler nelerdir?



Çocukluk döneminde yas, erişkinlerin yaşadığı matem deneyiminden farklıdır. Yetişkinler, çocuklarla kıyaslandığında, üzüntülerini olayın hemen ardından ve daha yoğun şekilde yaşarlar.
Yas tutan çocuklarda aşağıda belirtilen özellikler gözlenebilir:



• Üzüntülerini erteleme konusunda daha esnektirler. Ölüm haberini duyduktan sonra hiçbir şey olmamış gibi oyun oynayabilirler.


• Yas süreci yetişkinlere oranla daha uzundur ve geniş zamana yayılır.


• Hastalık, kaza ve afetlerden daha çok korkmaya başlarlar. Anne-babalarının başına kötü bir şey gelmesinden endişe duyarlar. “Ne oldu ?”, “Şimdi kim ölecek ?”, “Ölen kişi olmadan nasıl yaşayacağız ?”, “Benimle kim ilgilenecek ?” gibi endişeler duyarlar.


• Genellikle daha bağımlı davranışlar sergilerler. Günlük düzenin sürdürülmesi için desteğe ihtiyaç duyarlar.


• Olanlar başka bir kişinin başına geliyormuş gibi, gerçekçi olmayan duygular hissederler.


• Yorgun ve sıkkın olduklarını ifade edebilirler.


• Uyku bozuklukları görülebilir.


• Ölen insanı yoğun şekilde düşünüp, özleyebilirler ve duygularını , örneğin, oynayacakları basketbol maçı öncesi “Keşke dedem de gelip beni izleyebilseydi” gibi ifadelerle yansıtabilirler.


• Özellikle küçük çocuklar yas sürecinde duygularını vücut dilleriyle ifade ederler. Hareketler ve oyunlar iletişimin bir parçasıdır. Vücut hareketlerini izleyin, oyunlarını hissettikleri acının dile getirildiği etkinlikler olarak değerlendirin.


• Dikkatlerini yoğunlaştırmada zorluk çekebilirler. Aşırı hareketlilik gözlemlenebilir. Okula ilişkin sorumluluklarını yerine getirmede güçlük yaşayabilirler.


• Öfkeli, saldırgan ve yıkıcı davranışlar sergileyebilirler.


• Gereksiz yere ölüme sebep olduklarına dair suçluluk duyabilirler. “Bu senin hatan değil. Sen çocuksun, babanı kurtarmak için arabayı sen kullanamazdın. Baban yetişkindi ve iyi bir sürücüydü. Diğer araç hızla üzerimize gelerek bize çarptı. Baban kazaya engel olamadı ve bu nedenle öldü” ifadesi çocuğu rahatlatır.


• Yaşlarından daha küçükmüş gibi davranarak, alt ıslatma, parmak emme, gece lambasının yanmasını isteme, geçiş nesnesi olarak değerlendirilen oyuncaklarla uyuma gibi özellikler sergilerler.



Ölümle başa çıkmaları için çocuklara nasıl yardımcı olabilirsiniz?



• Cenaze törenleri ve anma toplantıları ölüm olayını kabullenmemizi sağlar. Aile ve arkadaşlardan destek görürüz. Bu törenler çocuklar için de çok önemli ve bir çok açıdan faydalıdır. Çocuğun törene katılması olup bitenleri somutlaştırmasına yardımcı olur. Çocuğunuza törende yaşanılacaklar hakkında ayrıntılı bilgi verdikten sonra, katılıp, katılmayacağını sorun. Törene gelmeyi reddediyorsa onu bu konuda zorlamayın.


• Çocuğunuzla konuşun, onu dinleyin, destekleyin. Size pek çok soru sorabilir. Aynı soruları tekrar tekrar yanıtlarken sabırlı ve anlayışlı davranın çünkü sorular çocuğun hissettiği karmaşa ve belirsizliği gösterir, iyileşme yöntemidir. Gerekli durumlarda “Bilmiyorum” demekten çekinmeyin.


• Unutmayın, çocuğunuz tepkilerinizi izler ve sizi örnek alır.


• Zorunlu olmadığınız sürece çocuğunuzdan ayrılmayın.


• En kısa zamanda yemek, çalışma, uyku saatlerini belirleyerek, olağan günlük yaşam düzeninize dönün.


• Çocuklar duygularını ifade edebilmek için yardıma gereksinim duyarlar. Ölen kişi için resim yapmak, mektup yazmak konusunda çocuğunuzu yönlendirebilirsiniz.


• Ölen kişinin anısına ağaç dikmek, hatıra defteri oluşturmak gibi etkinliklere yöneltebilirsiniz.


• Ölümü konu alan kitapları okumak yararlı olabilir.


• Okulu ölüm olayından haberdar etmek, sınıf öğretmeni, psikolojik danışman, diğer öğrencilerin yardım ve destekleri çocuğun yaralarını sarmasında önemlidir.





Ebeveynler gerekli durumlarda uzman desteği almaktan kaçınmamalıdırlar. Yas sürecinde çocukların yardıma gereksinim duyduklarını gösteren bazı uyarıcı işaretler şunlardır:



• Kendilerinin ya da ebeveynlerinin başına kötü şeyler geleceğine ilişkin korku nedeniyle okula gitmeyi reddetme,


• Doktor muayenesi sonucu herhangi bir sorun olmamasına karşın, çocukta süreklilik gösteren şikayetlerin bulunması, özellikle ölen kişinin rahatsızlığına benzeyen sorunlar yaşanması ; örneğin bir yakını kalp krizi sonucu ölen çocuğun açıklanamayan göğüs ağrısından yakınması gibi,


• Günlük etkinlik ve olağan düzeni engelleyecek ölçüde yoğun olarak yaşanan korku ve endişelerin gözlemlenmesi, ev, okul ve toplumsal ortamlarda benzer davranışların sergilenmesi,


• Depresyon genellikle sevilen kişinin ölümü, boşanma gibi önemli kayıpların ardından görülür. İçe kapanma, dikkat eksikliği, isteksizlik, uyku ve beslenme bozuklukları, üzüntü, sıklıkla ağlama gibi belirtilerin 2 hafta boyunca yaklaşık her gün sergilenmesi.

Çocuklarımıza okumayı nasıl sevdirebiliriz..

•Evdeki televizyonun üstüne birkaç kitap konulabilir.Televizyon izlemek yerine, kitap okumayı tercih edecek bir aile üyesi olabilir.


•İyi aydınlatılmış bir yerde kitap okumak daha kolaydır. Evde çocuk ve yetişkinlerin rahatlıkla oturabilecekleri bir koltuğun bulunduğu özel okuma köşesi oluşturulabilir.


•Aile için ‘özel okuma saati’ belirlenebilir. Her gün bir zaman dilimini (on beş dakikadan bir saate kadar) ana-baba ve çocukların birlikte oturarak okumaları için ayırmak önemlidir. Hoşlandığı kitapları okumasına izin verilirse çocuk ta bu saatlere daha istekle katılır. Küçük çocuklar ise resimli kitaplara bakabilirler veya diğerleri ile birlikte iyi bir kitabı kasetten dinleyebilirler.


•Anne-baba bebeklikten itibaren her fırsatta çocuğun kelime dağarcığını geliştirmelidir. Araştırmalar dil gelişimi ile okumayı öğrenmek arasında kuvvetli bir bağlantı olduğunu göstermektedir. Eğer çocuk kendisine söylenenleri anlayabilir ve kendi düşüncelerini de düzgün bir şekilde ifade ederse, iyi bir okuyucu olmaya adaydır.


•Çocuklar için seçilen kitaplar onların gelişme düzeylerine uygun olmalıdır. 3-4 yaş çocukları kısa öykülerle ilginç resimleri içeren kitapları severler.6-7 yaşlarında doğa, hayvan ve diğer çocukları da konu alan resimli öykülere ilgi gösterirler. 8 yaşında yolculuk, macera, çocuk klasikleri, peri masalları dikkatlerini çeker. 9-10 yaş çocuğu izcilik, macera, araç ve buluşlara, ünlü kişilerin yaşamlarına ilgi duyar.11-12i yaşında ise bilim ve buluşlar, okul ve aile yaşamının içeren konular, tarih ve destan kahramanları çocuğun ilgisini çeker. Ergenlik döneminde cinsel gelişim doğrultusunda özellikle kızlar için aşk öyküleri önem kazanır.


•Kitap okurken çocuk hikayelerdeki insanları anlamaya çalışarak kendini onların yerine koymayı öğrenir. Romanlardaki kahramanlarla özdeşleşir. Bu nedenle öykülerdeki karakterler güçlü ve güçsüz yönleriyle yansıtılmalı, gelişmeye ve öğrenmeye açık olmalı, sorunlarını çözebilen ve kendi yaşamlarını yönlendirebilen kişilikler olarak anlatılmalıdır.


•Çağdaş kitaplarda barış, dostluk, dayanışma, sevgi gibi evrensel mesajlara yer verilmelidir. Resimler ve öykünün konusu uyumlu bir bütünlük sağlamalıdır.


•Özellikle yaşı küçük olan çocuklar aynı masalı tekrar tekrar dinlemekten hoşlanır. Sabırlı davranılmalı ve onun tercihlerine değer verilmelidir.


• Anne-baba kitap okurken küçük çocuklar sayfaları çevirerek etkin olarak faaliyete katılabilirler.


•Yetişkinler yumuşak bir ses tonu ile farklı karakterler için seslerini değiştirerek, rüzgar,hırlama gibi ses unsurları katarak okumayı eğlenceli bir etkinliğe dönüştürebilirler.


•Anne-baba ile çocuklar sıra ile yüksek sesle okuma yapabilirler. Önce yetişkinler sonra çocuklar birer paragraf ya da sayfa okuyabilirler. Büyükler ”Sence şimdi ne olacak ?” , “Eğer sen bu kişinin yerinde olsaydın ne yapardın?”, “Sence neden bu kişi böyle davranıyor ?” gibi sorularla çocuğun bakış açısını geliştirmesine yardımcı olabilirler. Yüksek sesle okuma seansları yatma zamanın bir parçası haline getirilerek günü hoş bir şekilde sonlandırma etkinliği olarak ta değerlendirilebilir.


•Aileler gün boyunca evin dışında da okumak için fırsat yaratabilirler. Örneğin arabanın yıkanmasını veya doktorun kendilerini kabul etmesini beklerken kitap okunabilir.


• Araba ile yapılan geziler kitap okumak için uygundur. Okumaya yeni başlayanlar yoldaki ilan panolarını, mağaza isimlerini okumak için teşvik edilebilir.


•Okul ortamında gazete, kitap okuyarak öğrencilere model olan öğretmenler, çocukların ilgi ve gelişimleri doğrultusunda kitap seçmeleri konusunda onlara yardımcı olabilirler.


•Eğitimciler sınıfta okuma saati belirleyerek, yakın kütüphaneleri öğrencilerle birlikte ziyaret ederek, onları gazete ve dergilerde ilginç buldukları yazıları panoya asmaları konusunda yönlendirerek öğrencilerde okuma alışkanlığının gelişmesini sağlayabilirler.


•Çağdaş yaşamda yer alan pek çok etkinlik, video oyunları, televizyon, spor, bilgisayarlar v.b. okumaya ayrılan zamanla yarışan faaliyetlerdir. Günümüzde anne-baba ve eğitimciler okuma sevgisini destekleyici bir ortam yaratma konusunda zorlanmaktadırlar. Ancak yetişkinlerin bu konuda çabaları çocuklara yaşam boyu kitap okuma alışkanlığını kazandıracaktır.